Press "Enter" to skip to content

Month: October 2014

StartupClass – 1. ve 2. Ders

 

Daha önce bahsettiğim nasıl girişim başlatılırın (How to start a startup) 1. ve 2. dersinin Türkçe altyazılısını seyredebilirsiniz.

Bunu Türkçe’yi çevirmedeki en önemli amacım direk olarak, milyar dolarlık şirketler kurmuş ve onların içinde çalışmış olan kişilerin durumlarının Türkiye’den de duyulmasını sağlamak.

İyi seyirler

Osmo – Çocuk Oyunları

Çocukların iPad ve benzer cihazlarda çok vakit geçirmeleri ile alakalı olarak bir sürü ebeveynin sorunu var ama çözümleri de yok çünkü çocuklar bunların başında başka bir dünyaya geçiyorlar ve yemeklerini yiyip uslu uslu oturuyorlar.

iPad’leri kullanarak ve çocukların biraz da gerçek şeylere el değdirmeleri ve belki de arkadaşları ile birşey yapmaları için Osmo diye bir oyun yapılmış. Üstteki video’da görülen şeyleri yapmak istiyorsanız, Osmo’yu satın alabilrsiniz. ABD’de 79 dolara satılıyor şu anda ve 3 farklı oyunla geliyor.

Resimli Yemek Sepeti – Dishero

Yemeksepetini bir çoğumuz kullanıyor ve çok kolaylık sağlıyor. Ama bazen böyle ne yiyeceğimize karar veremiyoruz. Menüleri okuyup karar veremiyorsanız ama bu yemeklerin resmini bir görüp karar verirseniz, Dishero bunun için uygun (tabi Türkiye’de şu anda yok..)

Şimdilik sadece San Francisco’da hizmet veren Dishero’nun fotoğrafları gerçekten insanın iştahını açıyor.

Sultanahmet’teki Edebiyat Kıraathanesi’nin bütün menüsü resimlerden oluşuyor ve resimler gerçekten de muazzam. Ona rağmen hiç aklıma gelmedi, böyle birşey yemek sepetinde olur mu diye. Tabiki operasyonel sorunlar çıkartabilir ama atılan taş, ürkütülen kurbağaya değerse neden olmasın?

 

Online Uzman Yardımı – Fountain

Mesela bahçenizle veya evinizle ilgili bir sorununuz mu var? Google’dan bakıp ta bulamıyorsunuz. Bir bilen hemen anlar diyorsanız, fountain böyle bir hizmet çıkarmış.

Sorunuzu gönderiyorsanız ve dakikalar içinde bir uzman size cevap veriyor. Soru sormak 5 dolardan başlıyor şu anda ve maalesef Türkçe bilen uzman yok gibi gözüküyor ama İngilizce sorarsanız bir sürü cevap alabilirsiniz.

Peki burada nasıl bir icat var? Burada bir kaç önemli kavram var. Birincisi bilgisayarların cevap veremediği ama insanların cevap verebildiği soruları insanlara sorabilmek. İkincisi bunu ticari bir model çevirerek cevap veren uzmanlara boşu boşuna iş yaptırmamak. Üçüncüsü kendi içlerinde NLP (Natural Language Processing) yani sorduğunuz soruyu manalandırıp uygun bir uzmanı bulma işinin de yapılması.

İnsanların ve bilgisayarların beraber çalıştığı işlere güzel bir örnek fountain

Yaşlı Ustaların Ustalık Zamanı

23 Ekim, 

Orijinal makale 23 Ekim’de New York Times Dergisinde “Old masters at the Top of their Game” adıyla yayınlandı.

old_mastersFrederick Wiseman, 84, fim yapımcısı, Paris’te bir yürüyüşte. Wiseman’ın “Ulusal Galeri’ adlı belgeseli Cannes’da ilk gösterimini yaptı.

Şu andaki çalışma yönteminiz ile işe ilk başlarken ki çalışma yönteminiz arasında fark var mı?

Daha çok bir filmin nasıl yapılması gerektiğini öğrendiğimi düşünüyorum. Temel yaklaşım değişmedi. En baştan beri aynı yöntemleri takip ediyorum. Bir filmden diğer filme geçerken aynı hataları tekrarlamamak için birşeyler öğrendiğimi umut ediyorum.

Film yapmanın en eziyetli kısmı ne?

Bütçe için parayı toplamak.

Geçmişte, hala bu yaşta film yapacağınızı hiç düşündünüz mü? 

Hiç düşünmedim.  84, neredeyse 85 yaşında olduğumu algılamak zor geliyor. Tabii ki inkar içindeyim, onun için çok yararlı oluyor. Arada bir tabii ki farkına varıyorum ama sürekli üzerine düştüğüm birşey değil. Çalışmayı seviyorum ve çok yoğun çalışıyorum.

Genç film yapımcılarına tavsiyeniz? 

Zengin biriyle evlenin

Peki sizin yaşınızdaki film yapımcılarına tavsiyeniz?

Herkes ağrı ve sıkıntılardan şikayetçi ama arkadaşlarım ya öldüler ya da çalışıyorlar.

Buradaki portreler, kendileri hakkında isimleri ve ünleri dışında bir şey bilmediğim, 80lerinde ve 90larında olan erkek ve kadınlara ait. Niye hala sevgilerinin emeklerini bulabiliyorlar ve niye hala bu ustalalar çalışmaya devam ediyorlar? Durmak bilmeksizin yeni birşeyleri keşfetmenin veya oluşturmanın amacı ne? Niye tatminkar bir şekilde dinlenmiyorlar?

Bunun kısa cevabını Dr. Samuel Johnson, James Boswell’e 1777 yılında yazdığı bir mektupta veriyor: “Bir insan ertesi sabah asılacağını bildiği zaman, zihni muazzam şekilde yoğunlaşıyor”  Daha uzun bir cevap ise 19. yüzyıl Japon Sanatçısı Hokusai’den geliyor, 75 yaşında “Fuji dağının yüz görünümü” adlı eserinin ilk baskına şu notları ekliyor:

“6 yaşında beri nesnelerin şeklini çizme saplantım vardı. 50 yaşına gelince birçok tasarım yayınladım ama 70 yaşımdan önce ürettiklerimin hiç biri kayda değer değil. 73 yaşındayken birazcık gerçek doğanın, hayvanların ve bayırların, ağaçların ve kuşların, balıkların ve böceklerin yapısını anlamaya başladım. 80 yaşına gelince biraz daha ilerleme kaydetmiş olmalıyım. 90 yaşında etrafımızdaki gizemlerin içinde dalmış olmayı umut ediyorum. 100 yaşında ise çok muazzam dereceye erişmem lazım ve 110 yaşına gelince, tek yaptığım şey hayatta herşeyi sezebilmek olmalı ve benim kadar yaşayanlar sözümü tutup tutmadığıma baksınlar”

Hokusai 1849 yılında 80’li yaşlarının sonuna doğru vefat etti ve bütün tutanaklara göre yaptığı ilerlemeden memnun değildi. Pek şaşırmadım. Ben 6 yaşındayken yazmayı sevdim, 12 yaşındayken, 21 yaşıma gelince yazının zanaatkarı olacağımı düşünüyordum. Doğum günü geldi ve geçti. 30 yaşına gelmeden iyiki yayınlanmamış olan bir romanın taslağını 7 kez yazmıştım, kendimi 40 yaşına gelince ne yaptığımı bileceğim için teselli ediyordum. Bu da gerçekleşmedi ve 45 yaşına gelince denemelere başladım ki böylece bir çok tonda ve bakış açısında, yani kelimelerle oynanabilecek en iyi aracı kullanmaya başladım. Deneme “ne biliyorum” ile başlıyor ve yazar demek istediğini cümlelere, bazen mecaz ile, dökene kadar devam ediyor.

50 yaşlarımda birazcık ilerlemenin işaretlerini görmeye başladım, yazılarımı yoğun bir şekilde gözden geçirmeye başladım, kötü bir fikrin artıklarını çöpe atmak yerine. Sıfatları kelimelerle değiştirmek, doğru kelimeleri bulmak için 6 veya 7 taslakla düzeltmeler yapılıyor. Bilgisayar kullanmayı tercih etmiyorum çünkü hemen yazı haline kelimelerin manaları ve ağırlıkları yok. Kalemle yazarken, kelimelerin şekillerini ve seslerini hissediyorum ve yetmiş yaşına yaklaşırken başarının yakınlarda olduğunu düşündüm.

Şimdi 79 yaşındaydım ve yüzlerce deneme yazdım ve 10 katı kadarda taslak yazdım ve anlamaya başladım ki başarısızlık kendinin ödülüdür. Umut edilen iş ile elde edilen iş arasındaki farkı kapatmak için verilen çabada insanın kendi hapisinden çıkması için verdiği emek bulunuyor… (devamı orijinal makalede)

 T. Boone Pickens, 86, BP Capital Management başkanı, Manhattan’daki Lowell Hotelinde.

86 yaşında olmak sizi nasıl etkiliyor?

Bu kadar yaşlı olduğumu düşünmüyorum. Tıpkı 10, 20, 30, 40 sene önce işe gittiğim gibi işe gidiyorum. Aynı vakti harcıyorum ve yarı emekli olmadım. Sabah 6:30’da spor hocam geliyor ve saat 8’de işteyim.

Sizin işinizde sizin yaşınızda olmanızın faydaları ne? 

Epeyce bir tecrübem var. Çok az şey beni şaşırtabiliyor. Bir şey oluyorsa ya aynısını ya da çok benzerini görmüşümdür. Geçen gün bir doktor ile beraberdim, benim bu kadar dinç olmamın sebebinin çalışmamdan dolayı olduğunu söyledi. İşe gidiyorum ve ortaklarımla saat 8 ila 9 arasında piyasalar açılana kadar herşey hakkında toplantı yapıyorum. Ondan sonra herkes kendi yoluna gidiyor ve piyasalar kapanınca tekrar bir araya geliyoruz. O günkü durumuzu gayet net bir şekilde biliyoruz, ne kadar kazandık veya kaybettik. Piyasalar kapandıktan sonra, net durumumuzu biliyoruz.

Gündemde kalmak sizin için önemli gibi gözüküyor. Mesela twitter’da etkinsiniz. 

Fiziksel olarak ben yapmıyorum, benim asistanım yapıyor ama ben söyleceğimi söylüyorum ve oraya gidiyor. Mesela Drake “‘ilk milyon zordu” deyince ilgileniyorum ve ben de “ilk milyarı dene!” diye birşey diyorum.

Herhalde size ne zaman emekli olacağınızı sormanın bir manası yok. 

Ofisimden çıkan bir kutunun içinde emekli olacağım.

 

Yüksek mahkeme Yargıcı Ruth Bader Ginsburg, 81

Yüksek mahkemede uzun dönem hizmet etmenin en önemli faydası ne?

Burada herşey kıdeme göre yapılıyor, bu arada ben en yaşlı olmama rağmen en kıdemli değilim. Oturduğumuz yerler ve bir konferanstaki konuşma sıramız. 9 numara ile başlamıştım, şimdi 5 numarayım.

Peki kıdem daha fazla etki sağlıyor mu? 

İlk konuşursanız sizden sonra konuşanları etkiliyebilirsiniz. Tabi birisi konuştuktan sonra, bir yargıç duruşunu değiştirebilir ama bu çok nadir.

80’li yaşlara gelirken sizi en çok ne şaşırttı? 

Hiçbir şey beni şaşırtmadı ama iki şey öğrendim. Birincisi yaşamaktan daha da fazla zevk almak lazım çünkü daha ne kadar yaşayacağımı kim biliyor ki? Benim yaşımda, herşeyi gün gün yapmak lazım. Bana bir çok kez “ne kadar daha göreve devam edeceksiniz?” diye soruyorlar ve ben bu kararı her sene veriyorum ve iradem kaybolmaya başladığı anda bırakacağım. Zaman önemli ve zanaatınızdan hem hoşnut olmalısınız hem de onda ilerlemelisiniz.  Şu kadar uzun zaman sahip olduklarım için minnettarım. Şiirdeki gibi “toplayabilirken gülün dikenlerini toplayın” Kocam vefat ettikten sonra zor zamanlarım oldu. 56 yıllık evliydik ve birbirimizi 60 yıldan beri biliyorduk. 4 sene sonra, zannediyorum ki kocamın benim için istediğini yapıyorum.

 

Edward O. Wilson, doğabilimci and yazar, 85, Walden Pond, Massachusetts. Wilson bu sene üçlü serisinin ikinci kitabını yayımladı. “İnsan varlığının manası”

Dünyanın en önde gelen karınca bilimcisisiniz ve insanın varlığının manasını soruşturuyorsunuz. Yaşlanmak sizi daha derin soruları sormaya mı itti? 

Daha önce bu soruları soramazdım çünkü özellikle sahada sürekli araştırma içindeydim.

Peki yaşınız nasıl bu kitaplara etki etti? 

Bence yaş bu üçlü seriye başlamamda önemli bir etkiydi. Öncelikle bu büyük soruları soranların yanına katılmak için yeteri kadar tecrübem olduğunu hissediyorum. İkincisi olarak yaklaşık 10 sene kadar evvel neyiz, nereden geliyoruz nereye gidiyoruz sorularını okumaya ve düşünmeye başlayınca, çok az birşey yapıldığını görünce şaşırdım.  Dünyamızı ve özellikle canlı kısımlarını yıkıyoruz ve toplumsal ve aydın zümrenin cevabı kabul edilemeyecek seviye de zayıf.

Şimdi 85 yaşına geldiniz, kendi geleceğinizi nasıl görüyorsunuz? Now that you’re 85, how do you see your future?

Daha birşey hissetmedim ve başkaları da hissetmedi. Birşeyler hissedersem dururum ve kelebek ağımla kırlara dönmek için daha fazla vakit harcarım.

 

Roy Haynes, jazz davulcusu ve müzik grubu önderi, 89, Long Island’daki bodrumunda çalışırken. Haynes’in son albümü ‘Roy-Alty,’’ 2011 yılında yayınlandı.

Epeyce seyahat ediyorsunuz, hiç duracakmış gibi bir halinizde yok. 

1945 yılından beri seyahat ediyorum. O sene Boston’dan New York’a taşınmıştım. Gençliğimden beri dünyayı gezer ve davulumu çalarım. Hala devam ediyor ve ben bunu herşeyden daha uzun bir zamandır yapıyorum.

Sizi ne devam ettiriyor?

Bu yaşa geliyorsunuz ve hayat hakkında biraz daha birşeyler bildiğinizi düşünüyorsunuz. Tabiki seyahat çok zevkli ve beni genç tuttuğundan eminim. Beraber çaldığım insanların bir çoğu benden çok daha genç. Yani oğlum veya torunum olabilecek kadar genç. İnsanlar benim genç göründüğümü söylüyorlar. Çoğu insan benim bu yaşta olduğuma şaşırıyor.

Peki bu formunuzu nasıl tutuyorsunuz? 

Bilmiyorum, bilseydim bir kitap yazar ve davul çalmayı bırakırdım. Daha da zengin olurdum.

 

Carmen Herrera, ressam, 99, Manhattan’daki stüdyosunda. Herrera ilk resmini 89 yaşında sattı.  Bugün eserleri Modern Art ve Tate Modern müzelerinin sürekli sergilerinde.

İşinizde kendinize güvenmeye ne zaman başladınız? 

1940’lı yılların sonuna doğru herşey Paris’te başladı. O zamanlarda Salon des Réalités Nouvelles ile çalışıyordum. Bir gün oranın müdürü, Fredo Sidès, dedi ki, ‘‘Hanımefendi, bir çalışmanın içinde bir sürü güzel resim yapmışsınız”’ Düşündüm ve haklı olduğuna karar verdim! Sonra, çalışmaları ayıklamaya başladım ve hala durmadım.

Onlarca yıldır resim çiziyorsunuz, çalışmalarınızı sadece 10 sene önce satmaya başladınız. Sizi devam ettiren ne? 

Yapıyorum çünkü yapmak zorundayım. Zorundayım. Fikirlerim var. Çizimleri yapıyorum. Resmediyorum. Düz çizgiye olan sevgim beni devam ettiriyor. Bu değişmedi.

89 yaşında ilk resminizi sattığınızda ne hissettiniz?

Hiç alınmadım. Her zaman başkalarının iyi olmasını diledim. Belki piyasa dünyası beni bozar diye düşündüm. Ticari başarı olmadan istediğinizi yapabilirsiniz. Yalnız çalışmanın getirdiği bir özgürlük var. Tabi, bu arada eserlerim satılmaya başlayınca, oh be, nihayet, zamanı gelmişti dedim!

99 yaşında, geleceğinizi nasıl görüyorsunuz?

Hep bir sonraki şeyi bitirme çalışıyorum. Saçma, biliyorum. Gün gün ilerliyorum.

Ginette Bedard, uzun mesafe koşucusu, 81, Howard Beach, Queens’teki evi yakınında. Bedard bu sene ardı ardına 12. New York City maratonunu koşacak.

İlk maratonunuzu 69 yaşında koştunuz. Nasıl yaptınız?

Kendi yaş grubumda 2. oldum. 65-69 arası gruptu ve ondan sonraki sene 1. oldum. 72 yaşında 3:45 veya 3:46 ile benim yaş grubumun dünya rekorunu kırdım.

Birisiyle beraber mi koşuyorsunuz? Veya müzik mi dinliyorsunuz?

Yok, yok hiç bir şey, sadece koşuyorum. Geçmişimi düşünüyorum. Fransa’daki çocukluğumu. Herşeyi. Bazen bir sorunu düşünebiliyorum. Geçmişteki işlerimi düşünürüm. Veya gündemdeki olayları. Herşeyden birazcık.

Daha ne kadar maratonlar koşacaksınız?

Bunu kader elimden alana kadar yapacağım. Geçen pazar Central Park’ta yarı maraton kupamı verdiklerinde, kupada 80 ile 99 arası yazıyordu. Kendi kendime dedim ki: Tamam, 20 senem daha var, hiç kimse kalmadı, kazanmak kolay olacak.

 

 

Tony Bennett, şarkıcı, 88, Carnegie Hall’dayken. Bennett geçen sene Lady Gaga ile düet yaptığı ‘Cheek to Cheek,’’ albümünü yayınladı. Billboard’a ilk sıradan girdi.

Sizi ne devam ettiriyor?

Burada 88 yaşındayım ve hala bir sürü öğrenecek şeyim olduğunu düşünüyorum, bugün olsun, yarın olsun, ondan sonraki gün olsun. Benim zanaatım hakkında. Nasıl daha iyi bir sanatçı olabilirim. Nasıl daha yaratıcı fikirler bulabilirim.

Lady Gaga ile sahneyi paylaşmak nasıl birşey? 

Lady ile albümün amacı gençlerin Efsanevi Amerikan Şarkılarını (Great American Songbook) dinlemesini sağlamaktı. Ve o çok iyi. Çok güzel söylüyor, muazzam bir şekilde ayak uyduruyor. Dedim ki “Öyle şarkı söylemeyi sakın bırakma, çok güzel bir şarkıcısın” Ve diyor ki ben onun hayatını değiştirmişim. Güzel bir sesi olduğunu biliyor ve artık böyle söyleyecek.

Şimdi neredeyse 90 yaşına geldiniz, sizin için sahne performansında en çok ne değişti? 

Önemli olan insanların ne aldıkları, sizin ne koyduğunuz değil. Fred Astaire bana bunu öğretmişti. Anlattı ki: “Muazzam bir performansın olduğu bir gün, herşey muazzam gidiyor, her şarkı muazzam söyleniyor, ne kadar muazzam olduğunu düşünürsen, düşün, 15 dakika erken bitir. Sahnede çok kalma. Ne zaman yeterli olduğunu bil” Azın daha çok olduğunu öğrendim. Bu yaş yüzünden değil, doğru olduğu için. Misafirliği fazla uzatmayın.

Lady Gaga ile olan turunuzda ona nasıl ayak uyduruyorsunuz? 

Bol bol tenis. Çok iyi değilim ama oynamayı ve seyretmeyi seviyorum.

Ellsworth Kelly, sanatçı, 91, Spencertown, N.Y’daki stüdyosunda. Geçen sene, Başkan Obama Kelly’ye Ulusal Sanat madalyasını verdi.

Şimdi yaşlandınız, hayatınızda ne değişti? 

79 yaşındayken doktora sordum.  ‘‘Doktor, 79 yaşındayım ve sağlıklıyım. 80’li yaşlarımdan ne beklemeliyim?’’ Dedi ki “Hiç bir bağırsak hastalığınız yoksa, gayet iyi durumdasın. 80’leri rahatça geçersiniz” Peki dedim, ‘‘Ya 90lar?’’ Dedi ki ‘‘Onu ileride konuşuruz’’ Çok rahat 80leri geçmedim. 5 sene önce farkında vardım ki, 1940’lardan beri yaptığım turpentine ile boyama akciğerlerimi mahvetmiş. Artık hep oksijen ile yaşıyorum

Hiç şaşırtıcı olaylar?

Artık seyahat etmiyorum. En önemlisi bu. Ama buradayım (Columbia County, N.Y) ve buraları seviyorum. Her sene, renkler beni şaşırtıyor. Yaşlanmanın getirdiği birşey, daha çok görüyorsunuz.  Her gün yeni birşeyler görmeye devam ediyorum. Onun için yeni resimler var.

Günleriniz nasıl geçiyor?

Hergün stüdyodayım.  Bol bol çiziyorum. . . . Bitkileri seçtim çünkü sonsuza kadar onları çizebileceğimi biliyordum. Doğanın işlediği gibi işlemek istiyorum. Bitkilerinin büyümesini ve ölü yaprakların düşüşünü anlamak istiyorum ve tabiki onlarla bağlantımı.

Christopher Plummer, oyuncu, 84, Connecticut’taki evinde. 2012 yılında, Plummer “Beginners” adlı filmdeki rolü sebebiyle en iyi yardımcı oyuncu Oscar ödülünü aldı ve bu ödülü alan en yaşlı oyuncu oldu.

Bu yaşta olunca en çok neye şaşırdınız? 

Beni şaşırtıcak birşey olmadı. Ben 60 veya 55 yaşında olduğumdan daha yaşlı veya daha az esnek hissetmiyorum. Hayat devam ediyor.

Bunu kendiniz mi keşfettiniz yoksa birileri söylemiş miydi? 

Bir çok akranım ve arkadaşım vefat etti. Epeyce bir çoğu gitti. Benim hayran olduklarım, mesela John Gielgud, 96 yaşında çalışıyordu. Ve şöyle düşündüğümü hatırlıyorum, Güzel Allah’ım, bu muazzam.

Sürekli olarak belli yaşı geçince fiziksel olarak iyi halde olmak çok önemlidir diye duyuyorum. Başka birşey var mı? 

Evet. İş yapmak. Sizi iyi hissetiriyor. Sevdiğinizi yapma fikri. Çok önemli. Dünyada bir çok insanın yaptıkları işlerle mutlu olmaması çok üzücü bir şey çünkü emekli olmayı bekliyorlar. Sonra emekli olunca, ölüm gibi birşey. Evde oturup, televizyon seyrediyorlar. Ve bu ölüm. Bence devam etmek zorundasın. Biz asla emekli olmayız. Emekli olmamalıyız. Bizim mesleğimizde böyle bir şey yok. Sahnede ölmek isteriz. Tiyatroluk bir ölüm olur.

R. O. Blechman, çizer ve yazar, 84, Ancram, N.Y. 2009 yılında, Blechman  ‘‘Dear James: Letters to a Young Illustrator’’ adlı kitabını yayınladı.

Şimdi gençken bilmediğiniz neyi biliyorsunuz? 

Bir projeye katlanmak ve onu ne kadar zor olursa bırakmamak. Ne sebeple olursa. Bir Rus bilimcinin şu sözünü hatırlarım: “Buz anında oluşur ama buzun oluşma süreci yavaş ve görünmezdir”

Şu anki yaptıklarınız 30, 40, 50 yıl önce yaptıklarınızdan nasıl farklı? 

İşi yapmak değişmedi. Ben 30, 40, 50 yıl önceki aynı kişiyim. Ama şu anda daha özgürüm. Ve daha iyi olduğumu düşünüyorum. Çılgınca. Aşağı indikçe yukarı çıkıyorum.

Geleceğiniz için ne görüyorsunuz?

Henry James ölürken hala yatak çarşaflarına yazı yazarmış gibi ellerini oynatıyormuş. Onun gibi ölmek istiyorum.

 

Carl Reiner, oyuncu, 92, Beverly Hills, California’daki evinde. Reiner bu sene “I Just Remembered,’’ adlı ikinci kıtabını yayınladı.

Sizin yazma şekliniz değişti mi? 

Değişmedi. İçimden yazıyorum, sadece bildiğimi yazıyorum. Sadece birisi hakkında yazarsam araştırma yapıyorum.  Tanrı’ya şükürler olsunki Google var. Onun dışında geldiği gibi yazıyorum.

Gösteri dünyası için gençlere ne önerirsiniz? 

En önemli yaptığım şey düzgünce evlenmekti. Bir isim verdim, Aşkımın aşkı. Yaptığım herşeyi biliyordu.  Bildiğim en akıllın insandı. Çok muazzam üç çocuk ve iyi bir koca yetiştirdi. Çok sevdiğiniz birisi ile evlenin. Şevk ortadan kalkar ama aşk sonsuza kadar devam eder.

Şimdi bilip de gençken bilmediğiniz bir şey var mı? 

Asla son dönemi düşünmüyordum.  Birazcık işler kötü gitse, mesela kötü hissetsem, Edward G. Robinson’un Little Caesar’daki kısmı aklıma geliyor. “Bu Rico’nun sonu mu?”  Sürekli Mel [Brooks]’e söylüyorum. . . . Genelde beraber yiyoruz. Beraber aynı programları seyrediyoruz. Beraber maçları seyrediyoruz ve Mel sette bağrıyor. Yönetmene bağrıyor ve bazen onu dinliyorlar. Kocaman bir setimiz var.

 

Frank Gehry, mimar, 85, Los Angeles’taki ofisinde. Gehry’nin son projesi Paris’teki Fondation Louis Vuitton’du, LVMH tarafından sponsor edilen bir sanat merkezi.

Siz 80lere gelince işinizle alakalı olarak en çok ne değişti? 

İşi alıp bitirene kadar binaları yapmak 7 sene sürüyor. Her yeni proje aldığımızda beynim bir an duruyor, sonra bir kaç dakika düşünüyorum ve sonra “Her neyse ne, son gaz ileri!” diyorum.

İşiniz artık daha mı basit yoksa daha karışık mı? 

Bazen tamamen elimden kaçtığını düşünüyorum. Ama çalışma arkadaşlarım hiç yapmadığımdan daha fazla iş yaptığımı söylüyorlar. Onlara göre daha farklı toplantılar, daha farklı zorluklarla karşılaşıyorum. Son hız da çalıştığımı düşünüyorlar. Ben de onları dinliyorum.

Mesleğiniz gelecek nesillere aktarırken, kontrol saplantısından nasıl uzak duruyorsunuz?

Bu benim için en zor şey ve hala uğraşıyorum. Bazı kişisel durumlarda izin veriyorum. Mesela oğlum Sam benim evimi tasarlıyor ve ben bu riski alıyorum. Bence muazzam bir iş yapıyor. Ben farklı yapardım ama yaptığı da yeterli.

Nasıl seziyorsunuz?

Zamanınızda kalarak. Geçmişe gitmiyorsunuz. Olduğunuz zaman ile alaka kurabilirseniz, gözlerinizi ve kulaklarınızı açık tutar, gazeteleri okur, neler olduğunu takip eder, herşey ile alakalı ve meraklı olursanız, otomatik olarak zaten zamanınızda kalırsınız.

Senatör Dianne Feinstein, 81, San Francisco’daki evinin yakınında. Feinstein 1992 yılında beri Amerikan senatosunda.

Siyasette 50 yılın üzerindeki bir tecrübenin faydası nedir? 

Tecrübeyle, herhangi bir noktada ne kadar iş halledilebilir biliyorsunuz. Fırsatı ve zamanlayımı birleştirebilirseniz, birşeyleri gerçekleştirebilirsiniz. Mesela bir yasayı geçirmek gibi. Siyaset mümkün kılma sanatıdır. Ama herhangi bir zamanda neyin mümkün olduğunu anlamanız lazım.

Bunu yeni mi öğrendiniz yoksa en baştan beri biliyor muydunuz? 

Bunu San Francisco belediye başkanı iken tecrübe ile anlamıştım. Çok bölünmüş, nefretle dolu bir şehirdi. Bir suikastın sonucu olarak belediye başkanı oldum. Siyaset hayatımın en zor zamanıydı. İnsanlar bölmektense birleştirmek hakkında çok şey öğrendim.

İş hayatı veya kişisel olarak, bu yaşta sizi şaşırtan birşey oldu mu?

Hayır. Hiç farklı hissetmiyorsunuz. Bence yaş takvime bağlı değil. Kişisel birşey. Bazıları daha hızlı yaşlanıyorlar. Her yerde bunu görebilirsiniz. Bazıları beyin hücrelerini daha hızlı kaybediyor. Bazıları bazı vücut işlevlerini daha hızlı kaybediyor. Bunları görünce, yaş sizi engelleyecek diye birşey yok.

 

Betty White, oyuncu, 92, Studio City, California’da stüdyoda. White TV Land’deki ‘Hot in Cleveland.’’ dizisinde oynuyor

Yaşlı olmak konusunda insanlar en çok ne hakkında yanılıyorlar? 

Yaşlılığı öyle kötü gösteriyoruz ki gençler yaşlanmanın çok kötü olduğunu düşünüyorlar. Ama iyi bir sağlıkla kutsanmışsanız, ve ben öyleyim ve buna da kalben inanıyorsanız, yakalanmadan adam bile öldürebilirsiniz! Yani çürümüş şımarık birisini elde ediyorsunuz!

Yaşlanınca işinizde en çok ne değişti? 

Bir şey değişmedi. Yaşlı kişileri zaten iki yüz yıldan beri oynuyorum.

Formunuzu nasıl koruyorsunuz?

İki katlı evim ve kötü bir hafızam var. Onun için sürekli yukarı çıkıp, aşağıya iniyorum. Bu de benim idmanım oluyor.

Gösteri dünyasında ölmeden önce yapmak istediğiniz hedefler var mı? 

Çok meşgulum, hep toplantılarım var ve bunları düşünecek vaktim yok. Sürekli çalışıyorum ve çalışmayı seviyorum. İzleyicilerle bağlanmak, kameranın odadaki bir arkadaş olduğunu bilmek ve bütün espriler komik olmasında bazıları komik olunca muazzam bir enerji oluşuyor. Onun için hayır yerine evet diyorum.

Littlebigdetails – Ufak büyük ayrıntılar

Tasarımda herkesin duyduğu bir söz vardır, eğer tasarımı anlatman gerekiyorsa iyi bir tasarım olmamıştır. Ufacık eklemelerle tasarımın işlevselliğini ve güzelliğini ortaya çıkaracakları bir site arıyorsanız http://littlebigdetails.com/ uygun olacaktır.

Mesela üstteki fotoda eğer telefon video modundaysa ve dikey ise, telefon nazikçe telefonunuzu yatay yapmanızı öneriyor ki videolarınız düzgün kayıt edilsin ve gösterilsin.

Bir başka örnek uygulama yüklenirken yükleniyor mesajının altına ilave mesajlar koyma fikri.

Veya güvenlik ile ilgili bir mühendisi işe alıyorsanız, iş ilanının üzerine çizebilirsiniz.

Daha bir sürü örneği sitede bulabilirsiniz, iyi seyirler ve ilham almalar!

 

 

 

İstanbul Balık Pazarı – Veri ile bakış

Ülkemizde kışın bereketlerinden biri de onlarca farklı türde balığı hem afiyetle yeme hem de uygun fiyata alma imkanıdır. İstanbul belediyesini balık halinden aldığım bilgileri paylaşmak istiyorum. En üstteki grafik 1 Ağustos – 17 Ekim arası en çok satılan 5 balığı gösteriyor.

Av yasağı bitiyor

Av yasağının kalkmasıyla beraber aşağıda görüldüğü gibi halde satılan balık kilolarında muazzam bir artış oluyor. 20,000 kilo civarında geçen haldaki balık satış hızlıca 300,000 civarına geliyor.  İkinci durum ise 6 Ekim’de hal açık olmasına rağmen insanlar hala bayramlarını kutlamaya devam ediyorlar, onun için o gün çok az ticaret oluyor.

toplam_kilo

Av yasağı önce hangi balıklar çok satılıyor?

Av yasağı bitince biraz sonra göreceğimiz gibi hamsi, palamut ve istavrit ortaya çıkacak ama yasaktan önceki balık satışlarına bir bakalım. Ağustos ayı boyunca 60 çeşit balık el değiştirmiş ve bunun çoğunluğu ithal uskumru ve ondan sonra karides, çipura, sardalya ve levrek geliyor.

av_yasagi_oncesi

Av mevsimi başlıyor

Av mevsimi başlar başlamaz, hamsi, palamut satışları muazzam şekilde artıyor. Hamsi o kadar çok satılıyor ki av yasağı öncesi en çok satılan Uskumru’nu 300 katı kadar satılıyor. İkinci sırada ise Palamut geliyor. Onları da İstavrit, Lüfer ve mezgit takip ediyor.

eylül_ekim arası

En nadir satılanlar

Halde en nadir satılan balıkları da merak ediyorsanız da ispari, öksüz, pisi, eşkina, yılan, orfoz, pavurya, uskumru, minekop, mazak, karagöz, yaban dili ve sinarit bunların arasında yer alıyor.

Çalışma notları

Sağolsun, belediye günlük satış miktarlarını gün gün olarak sitesine koymuş, aslında bir API hazırlasalar daha hızlı bilgileri toparlayabilirdim ama olmadığı için gün gün bütün balık satışlarının excellerini indirdim, ondan sonra da bunları birleştirdim.

Veri Ağustos’un 1’inden başlıyor ve 17 Ekim’e kadar devam ediyor. Veri devamlılık gösteriyor ama Ağustos ayı içinde pazar günleri ve kurban bayramında aslında hal kapalı ama ben bunu veri de göstermedim.

Veri

Bunlar dışında başka analiz yapmak isterim diyen olursa onlar da buraya tıklayarak veriler ve benim analiz yaptığım excel dosyasına ulaşabilirler. Rastgele!

Creative Mornings – Binlerce Konuşma

Mailchimp kurucusu Ben Chestnut

Daha önce startupclass.co ve Dorm Room Tycoon hakkında konuşmuştuk ve bu sitelerde kendi alanlarında başarılı olmuş birçok kişiyi izleme veya yazılarını okuma şansını bulabiliyorsunuz.

Bunlara ilave olarak Creative Mornings gene bir çok kişinin konuşmasını lokasyon bazlı olarak da ayıran bir site.  Burada olay biraz daha farklı, her ay bir tema üzerine konuşuluyor (Sanat ve Teknoloji, para, mutluluk, özgürlük gibi). İyi izlemeler

Walls360 – Duvarlarınıza Yapıştırma

machu_pichu

Şöyle güzel bir resmi duvarıma koymak istersem nereden elde ederim veya boyutlarını nasıl seçerim diye düşünürken, walls360.com bir uğrama yeri olabilir.

Bir sürü farklı fotoğrafı seçiyorsunuz, istediğiniz boyutu seçiyorsunuz ve sticker (yapışkanlı) hali ile yolluyorlar. Boyutları seçerken de bir sandalye koymuşlar, sandalye’ye göre boyutun ne kadar büyük olduğunu da anlayabiliyorsunuz.

Çok basit ve güzel bir girişim!