Press "Enter" to skip to content

Kitap Tanıtımı – Silo Etkisi

Silo Etkisi kurumlarda kendi kabuğunda çalışan bölümlerin diğer bölümlerle birlikte düzgün çalışmadıkları için kurumların yaşadığı sorunları ve bu sorunların nasıl çözülebileceğini gerçek hayat örnekleri ile anlatan bir kitap. Kitap bir antropolog (yâni insanların nasıl yaşadıklarını, davrandıklarını ve etkileşim kurduklarını anlamaya çalışan kişi) olan Gillian Tett tarafından yazılmış ve gerçek hikayeler kullanılarak konular anlatılmış. Bu arada yazara göre herkes antropolog olabilir, onun için bir önceki cümledeki tanımlamada biliminsanı yerine kişi kelimesini kullandım.

Kitaptaki örneklere geçmeden önce, kitaptaki ana mantık şu: insanlar olarak bir çok sorunu çözme yetimiz var ama bazı sorunlar veya fırsatları görmüyoruz çünkü bunların görülmesi için farklı bakış açıları lâzım. Bu bakış açıları kurumlarımızdaki kişilerde olabilir ama herkesi sorun ve fırsat bulma işinde görevlendir(e)mediğimiz için büyük sorunlar ortaya çıkabiliyor veya büyük fırsatlar kaçabiliyor. Tabii ki kurumlardaki bölümler belli başlı konulara yoğunlaşılmalı ama gemi tek bir gemi. Makine dairesi muazzam çalışabilir ama delik varsa gemide, makine dairesi bana ne diyemez.

Kitapta silolaşma yüzünden sorun yaşayan, fırsat kaçıran bazı kurumlar şöyle:

Sony: Walkman tarihin en büyük ticari başarı getiren ürünlerinden biri ve iPod’un babası sayılabilir. Hatta Sony firması 1999 yılında dijital müzik çalıcısını piyasa çıkaracağını söylemişti ve bu alandaki fırsatı görmüştü. Ama bu bildiri de dikkat çeken şey, 1 değil 3 tane farklı dijital çalıcıyı belirtmişti çünkü şirkette farklı bölümler kendi başlarına benzer ürünler geliştiriyordu. Walkman’ın babaları olmalarına rağmen Apple iPod ile çıkıp hepsini silip süpürdü çünkü Apple şirket olarak hem tek bir ürüne yoğunlaşmıştı hem de sırf müzik çalıcıya değil aynı zamanda iTunes ürünü ile müzik satın almaya da yoğunlaşmıştı. Şimdi Apple çok gizli bir şirket olduğu için iç yapıları nasıl bilmiyoruz ama Sony’nin dijital müzik çalıcıyı çıkaramaması bir icra sorunu. Bu sorunun bir sebebi de o zaman ki İngiliz CEO’ları Howard Stringer’ın da belirttiği birleşik bir Sony olarak çalışamamaları. Tabii ki bu çok kolaydı da Sony yapmadı demiyorum ama maalesef icra etmekte geç kalmışlar. İngiliz CEO’ları gene e-kitap okuyucu pazarında geç kalmalarını örnek veriyor ve bunu silo etkisine bağlıyor.

UBS: İsviçre bankası UBS 2007 finansal krizinde hiç tahmin etmedikleri yerden gol yiyerek 30 milyar dolar zarar yazdı. Bunun sebebi çok dikkatlice baktıkları bölümlerden gerçekten de zarar görmemelerine rağmen, ABD’deki emlak piyasasındaki dikkat etmedikleri varlıkları yüzünden böyle büyük miktar zarar gördüler. Kitapta bunun ana sebebi gene bölümler arası habersizlik çünkü herkes kendi işine yoğunlaşmış durumda ve bir grupta alınan riskten kimsenin haberi yoktu.

Kitapta silolaşmanın faydalarından (yani uzmanlaşmadan) yararlanıp zararlarını en aza indirmeye çalışan bazı kurumlar ise şöyle:

Facebook: Facebook’un 2 tane şeyi çok iyi yaptığı düşünülüyor. Birinci olarak şirkete kim girerse girsin mutlaka bir 6 haftalık eğitimden geçiyorlar. Böylece şirkette herkesin bir ortak yönü oluyor ve aynı gemide olunduğu hissiyatı oluşuyor. İlaveten şirkette insanlar kendi çalıştıkları bölümlerin dışında farklı bölümlerde de çalışmayı niyetlendiriliyor ki herkes geminin farklı parçalarını görsün ve buna göre hareket etsin. Hatta herkes şirketi iyice görsün diye toplantı odaları camdan yapılıyor ve kampüsün bir ucundan diğer ucuna insanlar su gibi akıyor ki insan akışı ile birlikte bilgi akışı da oluyor (şahsen gördüm, doğrudur diyebilirim).

Cleveland Clinic: ABD’nin en meşhur tıp kliniklerinden biri olan Cleveland’da siloları yıkmak için 2 şey yapılıyor. Birincisi herkes maaş alıyor ve prim verilirse, toplam kârdan prim veriliyor. Böylece şu sinyal veriliyor, hepimiz aynı gemideyiz ve geminin başarısı üzerine para kazanırız, şahsi başarıya göre değil. İkinci yapılan şey ise bölümleri tıp uzmanlık alanına göre değil, hastalık sorunlarına göre bölüyorlar. Mesela baş ağrısı bölümünde sırf beyin cerrahları yok, aynı zamanda radyologolarda bulunuyor. Bu sistemi ABD’de çok az hastane kullanıyor ama Cleveland Clinic bunu kendine göre başarmış.

Silolar tabii ki gerekli çünkü insanların birlikte bazı şeylere yoğunlaşması lâzım ama şirketin geri kalanı ile bilgileri paylaşmazsanız, şirketin diğer sorunlarına bakmazsanız, silonuz çok iyi olabilir ama şirket bundan tabii ki yarar görecektir ama başka bölümlerde belki şirket için çok daha fazla etki yaratma imkanını kaybedeceksiniz. Aynı şekilde siloysanız ve silonuzun durumu kötüyse şirketin geri kalanı size yardım edemez çünkü çok geç olana kadar haberleri olmaz.

Kitabın sonuç kısmındaki bazı dersler şöyle:
1) Kurumlar içindeki bölümlerin sınırlarını mümkün olduğu kadar esnek kılmak gerekiyor ki, insanlar farklı bölümleri görebilsinler
2) Ödeme sistemini düşünmek lâzım çünkü sadece bölümsel başarıya göre ödeme yapılıyorsa o zaman bölüm başarılı olabilir ama ya şirketin geri kalanı
3) İnsanların akışı dışında bilgi akışını da sağlamak lâzım. Teknolojik olur, mimari olur, bunu kolaylaştırmak lâzım.

ABD’deki şirketlerin başarılarının çok önemli bir kısmı pazarlama, satış veya teknolojileri ile alakalı değil ama yönetim şekilleri ile alakalı. İyi yönetilen bir şirket hem başarıyı elde edecek hem de başarılı olmaya devam edecektir.

İyi yönetmek ve yönetilmek üzere!

Comments are closed.