Press "Enter" to skip to content

Month: August 2015

Kitap Tanıtımı – How Will You Measure Your Life


Clayton Christensen, Türkçe’mize Yenilikçinin İkilemi olarak çevirilen Innovator’s Dilemma adlı kitabı ile iş ve akademi dünyasında çok tanınan birisi.  Hatta ünü buralarda sınırlı kalmamış, aynı zamanda Innovator’s Dilemma adlı kitabındaki teorisini ABD’de kuvvet komutanları ve Intel’in en üst yönetecisi ile de zamanında paylaşmış.

How will you measure your life adlı kitabı ise iş-hayat dengesi üzerine kurulmuş ve bu dengeyi kurmak için düşünülmesi gereken teorileri ortaya koyuyor. Tabii ki insan olarak bir sürü şeyi sadece yaşayarak öğreniyoruz. Ama iyi bir teoriyi takip edersek, bazı şeyleri yaşamadan da öğrenebilir ve böylece bazı acıları çekmez, bazı şeyleri de daha hızlı ve rahat şekilde idrak edebiliriz.

Kitap 3 bölüme ayrılıyor ve her bölüm güzel bir sözle başlıyor

1) İş hayatımızda mutluluk :
“Gerçekten tatmin olmanın tek yolu inandığınız muazzam bir işi yapmaktır. Muazzam bir iş yapmanın tek yolu ise sevdiğiniz işi yapmaktır. Daha sevdiğinizi işi bulmadıysanız, bakmaya devam edin. Durumu kanıksamayın. Kalple alakalı olan her şey gibi, bulduğunuz zaman bunu bileceksiniz.” – Steve Jobs

Neyi yaparken huzur bulduğumuzu aramamız lâzım çünkü bu mutluluğun anahtarı. Buna ulaşmak için de stratejimizi belirlememiz ve hergün bunu uygulamaya çalışmamız lâzım. İstediğimiz işi bulmamız veya oluşturmamız zaman alabilir ama buna değer. Bu arada bize gelen fırsatlara da gözümüzü kapatmamalıyız çünkü sırf stratejimizin içinde karşımıza çıkan bir firsat yok diye o firsatı görmemezlikten gelemeyiz. Bu konu ile Christensen’in iş dünyasından örneği şöyle: Honda ABD’ye ilk girdiğinde uzun yol motorsiklet pazarını hedeflemiş ve bütün kaynaklarını buna aktarmış. Yalnız motorsikletleri ABD’li kullanıcılar tarafından hiç beğenilmemiş. Bu arada kendi işlerini görmek için getirdikleri ve satmadıkları off-road motosikletleri çok ilgi görmüş. Honda çok para harcamalarına rağmen uzun yol motorsiklet stratejimiz doğrudur deyip inat etmemişler, off-road motosikletleri satmaya başlamışlar ve böyle ABD pazarına girmişler.

Ülkemizde tabii ki birçok insan sırf ekmek peşinde koştuğu için istemediği işleri yapabiliyor ama biraz daha az ekmek bulup huzur bulacağı işleri seçmeyen birçok kişi de var.

2) Aile hayatımızda mutluluk:
“Hayatımın en mutlu zamanları evde ailemin bağrında geçirdiğim birkaç andır” – Thomas Jefferson

Büyüklerimiz, annemiz, babamız, kardeşlerimiz, akrabalarımız, eşlerimiz ve çocuklarımız ile geçirdiğimiz güzel anların unutulması gerçekten mümkün değil çünkü bunlar çok özel anlar. Yalnız iş için ailemizi ihmal edersek, özellikle de onlara daha fazla imkan sağlama bahanesi ile onları ihmal edersek bunun telefasi olmayabiliyor. Christensen, örnek olarak 0 ile 1 yaş arası çocuk gelişimini gösteriyor. Çocuklarla bu yaş arasında ne kadar çok konuşursak, çocuğun beyni o kadar çok gelişiyor. Yâni ileride çocuklara daha iyi imkan sağlamak için ihmal de bulunursak, bunun bir bedeli olabiliyor. Her şey zamanında yapılmalı.

3) Hapisten uzak durma:
“Cehenneme giden en emin yol, çok az eğimli, yavaşca yürülen, hiç virajı olmayan, hiçbir işareti olmayan ve rahatça gidilen yoldur. ” – C.S Lewis

Christensen kendi sınıf arkadaşlarından örnek veriyor. Enron’un CEO’su olan sınıf arkadaşı Jeffrey Skilling, okul zamanında çok çalışkan, çok düzgün olan bir insanmış. Ne oldu da Jeffrey Skilling yoldan çıkarak yatırımcıları yanıltmaktan ceza alarak 15 yıl hapis cezası aldı? Bunu prensiplerden taviz vermeye bağlıyor. Ufacık bir taviz verdiğimiz zaman, her zaman daha da fazlasını verebiliriz. Mesela ufak bir yalanı kapatmak için daha büyük bir yalan, onu kapatmak için daha da büyük bir yalan ile bir sürece girmek çok tehlikeli.

 

Kitapta iş dünyası ile ilgili diğer örnekler de şöyle:

Blockbuster Netflix’in bir tehdit olduğunu görüyor ama Netflix’in işi daha düşük kâr marjlı ve ufak bir pazardır diyorlar. Birşey yapamazlar diye kendi içlerinde herhangi bir rekabetçi yapılanmaya gitmiyorlar. Sonuçta Blockbuster batıp gidiyor. Tabii ki iş geçtikten sonra yorum yapmak kolay ama Blockbuster olağan işinden ayrı bir iş kurarak Netflix ile rekabet etseydi belki gene de kârı düşecekti, ama en azından ortadan kalkmayabilirdi.

Bir hamburgerci milkshake satışlarını artırmak için insanlara sormuş, milkshake’imizi nasıl yapalım diye ama ne yaparlarsa yapsınlar, hangi aromalıya sunsalar, satışlarını artıramamışlar. Biraz daha araştırınca milkshake satışlarını zamana bölünce en çok satışın sabah olduğunu görmüşler. Meğerse milkshake birçok insan için işlerine araba ile gidip gelirken kahvaltı yapma imkanı sunuyormuş. Yâni tüketim amacı tattan çok yol boyunca tüketilecek bir yiyecek olmasıymış. Biz de sürekli düşünmeliyiz, insanlar bizim ürünlerimizi niye tüketiyor?

Kitabın İngilizcesini Amazon’dan sipariş verebilirsiniz veya Scribd‘e üye olup (aylık 9 dolar) oradan okuyabilirsiniz.

Hepimize iyi hayatlar!