Press "Enter" to skip to content

Month: August 2016

Kitap Tanıtımı – Orbiting the Giant Hairball

Stanford’da kurumların yönetimi üzerine ders veren ve bu konuda en meşhur 2- 3 hocadan biri olan Bob Sutton‘ın her önderin okuması gerektiğini belirttiği 12 tane kitap var. Bu kitaplardan bir tanesi Orbiting the Giant Hairball. Kitabın yazarı Gordon Mackenzie tebrik ve dilek kartı tasarımı yapan Hallmark firmasında 30 sene çalışmış ve buradaki tecrübelerini paylaşıyor.

Kitabın sonlarına doğru Mackenzie kendisi ile olan bazı diyalogları aktarmış ve bunlardan bir tanesi ile kitabın tanıtımına başlamak uygun gözüküyor.

Birisi: “Bize söylediğiniz bu hikayeler.. Bunları başarabildiniz çünkü Hallmark’ta çalışıyordunuz. Başka bir şirket yaptığınız şeyleri kaldırmazdı”
Cevap: “Muhtemelen haklısınız. Ama ne ben ne de siz, ben başka bir firmada çalışmadan bunun cevabını bilemeyiz. Benim bazı çelik heykellerimi görseydiniz, bunları yapabildiğimi çünkü hammadde olarak çeliğe sahip olduğumu belirtecektiniz.  Ve haklı da olacaktınız. Mermerin böyle bir şeye dönüşmeyeceğini söyleyecektiniz.  Ve gene haklı olacaktınız.  Ama mermer ile çalışma şeklim çelik ile çalışma şeklimden farklı olacaktı. Onun için, eğer ben Hallmark’tan başka bir firmaya gitseydim, yaklaşımımı değiştirirdim ve elimdeki hammaddeye göre hareket ederdim. Niye parçası olduğunuz kurumu özel bir şey yaratacak bir hammadde olarak düşünmeyelim?”

Kitabın ilk bölümlerinde hairball yâni arap saçından bahsediliyor ve şöyle tanımlanıyor: üzerine sürekli bir kural (saç tanesi) eklenen ve daha çok kuralla arap saçına dönüşen bir yapı. Orbiting yani yörüngesinde dolaşmak ise böyle bir yapı olsa da onun yörüngesinde özgürce işler yapabilmeyi belirtiyor.

Kitabın en etkileyici bölümlerinden bir tanesi herhalde yazarın kendisine idealindeki kurum yapısı çizin dendiğinde ortaya çıkarttığı yapı. Önce şirketlerin çoğunda olan piramit yapısını çiziyor ve sonra da önerdiği erik ağacı yapısını. Bir kere diyor ki piramitler mezardır ve ama ağaçlar yaşar. Piramitlerde bölümler (yani bölünme olayı) olur ama ağaçlarda her şey bir bütündür yani beraberlik vardır. Piramitte alttakiler ezilir ama ağaçta üst yönetim gövdeyi oluşturarak destek verir. Hallmark’ın hala piramit yapısında kaldığını belirtiyor ama ziyan yok diyor, tarafı belli olsun!

Kitaptan bir başka çok etkileyici cümle şöyle: “Orville Wright’ın pilotluk ehliyeti yoktu”.

Bir başka önerisi ise Arap saçı bürokrasisini aşmak ile ilgili. Sizin önünüzde engel olarak duran bürokratlara kızmayın, onlara yardım edin ki sizin isteklerinizi kitaba uydursunlar.

Bu kitap dünyanın en iyi okullarındarından birisinin en meşhur hocalarından bir tanesi tarafından en iyi yönetim kitaplarından birisi olarak önerilmiş olmasına rağmen bazıları bu kitabı çok “yumuşak” bulabilir. Kitabın sonunda anlayana bunun cevabı var ve o da şu: “Eğer hayatınızın eserini çizmeden mezara giderseniz, o eser resmedilmeyecektir. Başka kimse bunu çizemez. Sadece siz çizebilirsiniz”

Herkesin güzel eserler çıkarması dileğiyle. Unutmayalım, muhtaç olduğumuz kuvvet damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

Bir Politikacanın Portresi- Joseph Fouché


Stefan Zweig’in Türkçemize Joseph Fouché – Bir Politikacının Portesi olarak çevrilen eseri 18 ve 19. yüzyılda yaşamış Fransa’nın en çalkantalı dönemindeki en kuvvetli insanlarından birisinin hikayesi. Zaten Zweig, Fouché’ye ilgi duymasının sebebinin Balzac’ın Fouché  ile ilgili olan şu sözleridir: “Napoléon’dan daha fazla güce sahipti’

Peki ismi çok bilinmeyen bu kişi kimdi? Napoléon kendisinin yıllarca Polis Bakanı olan Fouché ile ilgili düşüncesini sürgündeyken şöyle belirtmişti: “Tek bir gerçek hain tanıdım, Fouché”

Fouché olağanüstü şartlarda olağanüstü şekilde hayatta kalabilmiş, her zaman güç sahibi olmuş ve sadece kendi çıkarlarına sadık kalmıştır (ölmeden önceki son birkaç yılı hariç). Belirsiz durumlarda rengini belli etmemiş (ne sadakatini ne de ihanetini kanıtlamış) ve kimin güçlü olacağı belli olunca (çok çalışması, öngörüsü ve dev istihbarat ağı ile herkesten onca bunu farkedebilmiş) onun tarafına yönelmiştir.

20’li yaşlarında papazlık eğitimi almıştır ama asla papaz olmamıştır.

30’lu yaşlarında Fransız devriminde Kralın ölümü için oy vermiş (daha önce vermeyeceğini ima edip) ama asla en ön sıralarda yer almamıştır. Hep birilerini yönlendirmiştir. Zweig’in muhteşem tanımıyla Fouché’nin politikalarının bedelini hep başkaları kanlarıyla ödemiştir.

Gene aynı yaşlarında Marx’tan önce Komünist manifestoyu çıkarmış ve 10 sene önce bağlı olduğu kiliseyi terkedip azılı bir ateist olmuş.

Fransız Devrimi sonrası Cumhuriyetçiliğini kanıtlamak için Lyon’da katliam yapmış ama işler terse dönünce Lyon’daki ortağını satmış ve onun sürgüne gönderilmesine yol açmıştır.

Bir ara kızkardeşiyle nişanlı olduğu Devrim sonrası Cumhuriyet’in en güçlü ismi Robespierre’i ölüme gönderebilmiş.

40’lı yaşlarında yeni gücün para olduğunu anlayıp, her türlü komisyonu alıp zenginlerin işlerini bol bol görmüş ve Otranto Dükü olmuştur.

Meclisin etkisiz kalıp İmparatorluğun başlama zamanında Napolyon’un Polis Bakanı olmuş, Napolyon’un karısından para ve onu Napolyon’un ailesine karşı müdafaa etme sözüyle sürekli Napolyon hakkında bilgi toparlayabilmiş.  Napolyon ona güvenmemesine rağmen ona ihtiyacı olduğu için onu tutmak zorunda kalmıştır.

50’li yaşlarında Napolyon’un ikinci kez güce gelmesi sırasında gene Polis bakanı olmuş ve bu sefer de Napolyon’un yerine 17. Louis’in gelmesini (kardeşi 16. Louis’in ölmesi için oy kullanmıştı) kolaylaştırmıştır.

Ben yukarıdaki olayları yazarken bile nefesim daralıyor, Fouché ise bütün bunları büyük bir soğukkanlılıkla yapmış.  Tabii ki omurgasızlık takdir edilecek bir durum değildir yalnız Fouché olayları inanılmaz derecede iyi görebilecek bir yetiye ve çalışkanlığa sahiptir. Kararlarını da içgüdüleriyle değil, mantığı ile almaktadır. Bunlar ise az insanda gözükür.

Scratch

Yukarıda videosunu gördüğünüz ve websitesine gidip hemen deneyebileceğiniz Scratch’de amaç, kullanıcıların tüketmek yerine birşey üretmesi.  31 Temmuz 2016 tarihinde vefat eden ve bilgisayarlı çocuk eğitiminin öncülerinden Seymour Papert’ın dediği gibi, amaç çocuğun bilgisayarı programlaması, bilgisayarın bizi programlaması değil. Videoda gözüktüğü gibi bilgisayarı programlamaya başladığımız an, kendimize ait bir dünya oluşturabiliyoruz.

Scratch ilk baktığınız anda biraz sıkıcı gözükebilir. Çok muhteşem bir grafiğe sahip olmayabilir ama birazcık oynamaya başladığınız an üretme zevkini keşfetmeye başlıyorsunuz. Bu öyle bir zevk ki, tadılmadan anlaşılmaz.

Teknoloji bir yandan inanılmaz hızla hareket ederken, diğer yandan da birçok insan sadece tüketim ve paylaşım ile tatmin olma(ma)k durumunda kalıyor. Birçok insanın bir şey üretebilmesi için gerekli teknolojik araçlar çok karmaşık durumda. Yalnız bu teknolojinin değil, tasarımın hatasıdır. Seymour Papert bütün çocukların üretici olması için daha önce Logo programlama dilini geliştirdi, Scratch’de bu tasarımdan esinlenerek hayata geçirildi. Onun için herkesin kullanabileceği bir şeyler tasarlamak mümkün.

Papert’ın Mindstorms kitabı eğitim alanında en önemli eserlerden biri. Yakın zamanda o kitabın ayrıntılı tanıtımını yapmayı umuyorum.

Papert nurlar içinde yatsın.