Press "Enter" to skip to content

Category: Genel

Google Data Studio

Google’un Data Studio ürünü hali hazırdaki verilerinizi hızlıca görsele dönüştürmek ve bunları başkaları ile paylaşmanızı sağlayan kullanması oldukça basit bir araç.  Excel verilerinizi, Google Analytics ve veritabanındaki verilerini görselleştirmesinin dışında,  bu verileri de canlı olarak sıralayabiliyor ve filtreleyebiliyorsunuz.

Business Intelligence araçları kullanmış olanlar Tableau ve Qlikview’i duymuşlardır. Google Data Studio bunların daha az özellikli ama daha hızlıca kullanılmaya başlayan bir çeşidi gibi.

Bu basitlik ise maalesef bazı özelliklerin eksikliği halinde gelmiş. Mesela iki tane veriyi toplayıp, bunun sonucunu göstermek isterseniz, bunu yapamıyorsunuz. Yani sadece veri gösterebiliyorsunuz, veri oluşturamıyorsunuz. Bunun dışında veri de bir güncelleme olursa, grafikler anında güncellenmiyor. Ya 12 saatlik otomatik güncellemeyi beklemeniz lâzım ya da  elle güncelleme yapmanız lâzım.

Ürünün çıktısı neye benziyor diye merak ediyorsunuz, aşağıdaki örneklere bakabilirsiniz.  Yalnız Google Data Studio Türkiye’den kullanıma izin vermiyor, onun için bir VPN ile erişmeniz lâzım.

E-ticaret Örneği
TV Reklam Performans Örneği

1-2 saat uğraşarak çok hızlı şekilde veri görselleştirecek hale gelebilirsiniz.

Verilerinizin manalanması dileklerimle!

 

 

 

 

 

Kitap Tanıtımı – Remote

Birçok teknolojinin gelişmesi ile birlikte insanlar aynı fiziksel mekandan çalışmadan bile işlerini düzgün yapabilecek hale geldi ve uzaktan çalışan insanların sayısı sürekli artmakta. Yalnız bu artış belki olması kadar hızlı değil.

Basecamp’in kurucularının yazdığı Remote: Office Not Required kitabı uzaktan çalışma ile birçok konuyu ele alıyor.

Kitap en uzunu 4-5 sayfa olan bir sürü alt bölümden oluşuyor, onu için hızlı bir şekilde referans kitabı olarak da kullanabilirsiniz.

Kitaptan bir kaç bölümden alıntılar şöyle:

Uzaktan Çalışma Kavramı
– Uzaktan çalışmak mümkün çünkü teknolojik olarak birçok araç gelişmiş durumda.
– Hayatınızda ne kadar uzun bir zamanı işe gidip gelmekle geçirdiğinizi düşünün (mesela Metrobüs ile Söğütlüçeşme – Beylikdüzü hattını düşünün)
– Tabii ki herkes uzaktan çalışamaz çünkü fiziksel olarak bir mekanda bulunmak zorunda olabilirsiniz ama bu sizin kurumunuzdaki herkesin ofisten çalışacağı manasına gelmez
– En iyi çalışanınız bir sebepten dolayı taşınacak, hemen güle güle mi diyorsunuz? Uzaktan çalışma kurtarıcı olabilir.

Performans
– Yöneticiler insanların fiziksel bir mekana gelip çalışmayacaklarını düşünüyorlarsa veya kötü performans göstereceklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar çünkü ofiste de çok güzel hiçbir şey yapmadan zaman harcanabiliyor
– Uzaktan çalışanların performanslarını aslında sadece yaptıkları işle ölçtüğünüz için performans için kaçacak yer yok.
– Uzaktan çalışanlara her şey her an açık olmalı ki başka birini beklemeden işlerini yapabilsinler. Eğer çalışanınıza güvenemiyorsanız, o zaman zaten sorun çok daha büyüktür.
– Eğer performans sorunu varsa işe alırken hata yapmışsınız demektir. Bunun sorumlusu uzaktan çalışma değil.

Güvenlik
Bunlar sadece uzaktan çalışanlar için değil ama güzelce yazmışlar, takip etmek lazım
–  Bütün çalışanların bilgisayarlarındaki veri depolama kriptolu olmalı ki bir laptop kaybolursa şirketi batmasın
– Bütün telefonlar şifreli olmalı ve uzaktan silinebilmeli
– E-postanız mutlaka 2 faktör tanıma ile korunmalı (şifrenizi girdikten sonra bir de telefonunuza şifre geliyor) ki e-postanız ele geçmesin. Çünkü e-postanız ele geçerse diğer bütün şifreler de ele geçebilir
– Düzgün bir şifre üretme ve hatırlama programı kullanın ki “12345678” gibi bir şifre yerine fsd432Qssdswxa gibi bir şifreniz olsun ve program bunu hatırlasın

Çalışma Tarzı
– Yazı yetisi çok önemli çünkü yazılı iletişim ile işlerin çoğu halledilecek. Onun için birilerini işe alırken mutlaka yazı yetilerini ölçün
– Farklı coğrafyalarda çalışan birileri varsa veya aynı coğrafya da olsanız bile farklı saatlerde çalışan birileri varsa, mutlaka belli saatler beraber çalışın. Basecampciler günde 4 saat beraber çalışıyorlarmış
– Herkes herkesin takvimini rahatlıkla görebilmeli ve ona göre hareket edebilmeli. Bu bütün bilgiler için geçerli aslında. Birisi başkasını bir bilgiyi almak için beklememeli
– Mutlaka ergonomik koşullarınızın olması lazım. 27 inç monitör ve ayarlanabilir masa ve sandalyeler standartmış Basecamp’te.

İşe Alma
– Özgeçmişler bildiğiniz gibi pek bir işe yaramıyor. Onun için en iyisi bir proje ile işe almak. Ondan önce de işe başvuru yapılırken bir niyet mektubu yazdırmak (niye iş başvuruyorlar) epeyce özgeçmişi hızlıca elemenize izin verecektir çünkü çoğu kişi bunu yazmayacaktır veya uyduruk yazacaktır.
– Birisini beğendiniz ve onların nasıl çalıştıklarını görmek mi istiyorsunuz? Bir proje verin ve eğer çalışmıyorlarsa onlara 1 hafta, çalışıyorlarsa 2 hafta verin. Mutlaka projenin parasını da verin ($1500 veriyormuş basecampciler)
– Eğer kişi teknik yetisini de göstermişse, o kişiyi ofislerine çağrıyorlar (uzaktan çalışma olunca ofis olmayacak manasına gelmiyor) ve yemek yiyorlar ve potansiyel çalışma arkadaşları ile buluşturuyorlar. Sonra da kültüre uymuşsa işe alıyorlar.
– Maaşta yapılan işe göre olmalı, çalışılan yere göre değil. Yani Pakistanlı bir arkadaş iyi iş yapıyorsa, Pakistan değil Türkiye maaşı almalı

İletişim Tarzı
– Ofis ortamının en zararlı noktalarından birisi sizin her an rahatsiz edilebilmeniz. Uzaktan çalışmada buna çok dikkat etmeniz lazım çünkü muhtemelen istediğiniz şeylerin çoğunluğuna hemen ihtiyacınız yok. Onun için onları e-posta ile isteyin. Acil şeyler için mesaj veya telefonu kullanın.
– İnsanların birbirleri ile işten alakasız konuları konuşabilecekleri mecralar kurun. Niye? Çünkü kimse (veya büyük çoğunluğumuz) 8 saat sürekli çalışamaz ve bir araya ihtiyacı var. O arada iş arkadaşları ile muhabbet ederek hem iş arkadaşlarını daha iyi tanırlar hem de kafalarını boşaltırlar.

Yönetim
– İnsanlar toplumsal varlıklardır ve ne kadar içlerine kapanık olsalar da bir toplumsal temasa ihtiyaç duyarlar. Fiziksel iş ortamında kendi kendine oluşan temas uzaktan çalışanlar da farklı şekilde oluyor. Bu aileleriyle temas kurmalarıyla olabilir, dışarı çıkıp bir çay kahve içmeleri ile de olabilir. Bu temasın olduğuna emin olmak lazım çünkü hızlı bir şekilde insanlar yalnız hissedebilir.
Progress Principle adlı kitapta insanlar o gün manalı bir iş yapmışlarsa gün sonunda mutlu oluyorların istatistiksel kanıtı gösterilmişti. Çalışanlarınızı sadece bir şey ile mutlu etmek istiyorsanız, onların o gün manalı bir iş yapabilecekleri ortamı sağlayın.
– Uzaktan çalışmada saatlere dikkat etmek lazım çünkü çok hızlı şekilde haftada 40 saat yerine 80 saat çalışabilirsiniz. Günlük yapmanız gereken işinizi yapın ve saatlerinizi kontrol edin. Çalışma saatleri uzayabilir çünkü size dur diyen yok. Basecampciler haftada 40 saat çalışıyorlarmış
– Rutin kurmak çok önemli çünkü belli bir disiplin olmazsa ya öğlene kadar birisi uyuyabilir veya hobi olarak sürekli çalışmaya devam edebilir. Sürekli çalışmanın nesi kötü diyenler olabilir, çalışanınız çok çalışmaktan balataları yakınca neden kötü olduğu anlaşılır!

Uzaktan Yapılamayacaklar
– Eğer şirketinizin imkanları el veriyorsa, yılda bir kaç defa buluşmanızda çok büyük fayda var (belki zorunlu) çünkü bu aranızdaki iletişimi kuvvetlendirecektir ve yüzyüze iletişimi çok az olduğu için manalı kılacaktır.

Kitap şu cümleler ile bitiyor. “Uzaktan çalışmayı ilk deneyenler bunu çoktan başardı. Şimdi sıra erken kabul edenlerde. Siz de bu gemiye şimdiden atlayın çünkü bundan sonraki gemide neredeyse herkes yer alacak”

Kuantum Mekaniği


Kuantum mekaniği (madde ve ışığın, atom ve atom altı seviyedeki hareketlerini inceleyen bilim) okuyup biraz anladığımı zannedip, sonra hiç anlamadığımı anladığım anların sayısı bolcadır. Onun için Fransızlar’ın yapmış olduğu Quantum Made Simple veya Toutestquantique.fr websitesi bu anlayışı kolaylaştırma manasında çok yararlı bir site.

İçerdiği anlaşılması kolay olan animasyonlardaki konularının bazıları şöyle:

-Dalga ve parça ikiliği
-Tünel mikroskoplarının çalışma prensipi
-Süperpozisyon (quantum sisteminde atomların veya fotonların aynı anda iki farklı halde olması)

Siteyi inceledikçe kuantum merakınız daha da artacaktır 🙂

Bret Victor – Anında Etkileşim

Bret Victor Apple’da Human Interface Inventor yani İnsan Arayüzü Mucidi olarak çalıştıktan sonra bazı sorulara cevap vermeye çalıştı. Bu soruların bazıları şöyleydi:
– Kod yazmak çizim gibi olsaydı ne olurdu?
– Yaptığımız işin etkisini anında görsek ne olurdu?
– Beynimiz yerine bilgisayar birçok şeyi simule etse ne olurdu?

Bu konuşmasında Victor geliştirmiş olduğu bazı araçları gösteriyor ve bunları kullanmamızın (yani anında etkileşimde bulunamamamızın) nasıl bir eksiklik olduğunu bize farkettiriyor. Konuşmada geçen araçlar şöyle:
– Programlama ile oluşturulan bir ağaç (3. ve 10. dakika arasında)
– Bilgisayar oyunu simulasyonu aracı (11-16. dakikalar arası)
– Binary arama (17-23. dakikalar arası)
– Elektrik devresi simülasyonu (24-28. dakikalar arası)
– Animasyon (29-34. dakikalar arası)

Konuşmanın geri kalan kısmında bunları neden yaptığını anlatıyor. Kısaca insanların böyle araçları kullanamadıkları için anında etkileşim gösteremediklerini farkediyor. Anında etkileşimin eksikliği yüzünden birçok insan içlerindeki potansiyeli kullanamıyor. Bu konu hakkında bir şey yapabileceği içinde sorumluluk duygusu ile birlikte bu araçları geliştiriyor.

İyi seyirler!

Sanal Noter

Etrafımızda şöyle konuşmalara şahit olabiliriz:
* O fikri aslında en başta ben düşünmüştüm ama benden duyup yaptılar
* Bu tasarım benim ama, bu kadar da olmaz
* Bak bu böyle bir şey dedi ama sonra websitesinden siliverdi, onun için ispatlıyamıyorum
* Sözlerimi çarpıtıyorlar, ben öyle dememiştim ama tweet silindiği için dediğimi kanıtlıyamıyorum

Şöyle bir hizmet olsa, bizim o dokümana sahip olduğumuzu kanıtlasa, birisinin tweetini silmeden önce içeriği ile kaydetse, websitesinin o tarihteki içeriği bu dese.

Virtual-notary.org yani Sanal Noter ile bunları aslında şu anda yapmak mümkün. Siteye girdiğiniz andan itibaren sizin önünüze hangi tür bilginin Noter tastiğini yapmak istediğinizi seçiyorsanız.

Mesela bir tasarımınız var, onu yüklüyorsunuz, size bir tane sertifika veriyor ve bu sertifikanın içinde bir tane hash kodu var. Yani bu öyle bir kodki, sadece sizin dosyanızın o anki hali ile üretebileceği bir kod. Aradan birkaç ay geçiyor, bir bakıyorsunuz sizin tasarımınız sizden izinsiz kullanılmış. Diyorsunuz bu benim tasarımım, ispat et diyorlar. Siz de içinde hash kod bulunan sertifikayı onlara veriyorsunuz, diyorlar ki tamam bu tarihte sen bu hash kodlu bir sertifika almışsın. Sonra da onlara kendi tasarımınızın o hash kodu tekrar oluşturduğunu gösterdiğiniz anda (tekrar siteye yükleyerek yapabilirsiniz) bu tasarımın size ait olduğu bağımsız bir kurum tarafındann ispatlanıyor.

Twitter’da bu biraz daha basit çünkü içerik ile birlikte sertifika oluşturuluyor. Yani şu twitter hesabından şu kişi şu tarihte bunu demiş ve işte bu da ispatı.

Bu arada bu Sanal Noter Cornell Üniversitesi’nin bilgisayarlarında tutuluyor ama derseniz ki ben üniversitenin kayıt sistemine bağlı kalmayım, bitcoin ağının kayıtlarına geçeyim diyorsanız, 0.001 bitcoin vererek (1.2 lira) bunu da sağlayabiliyorsunuz ve bitcoin kayıt ağı herhalde bu dünyadaki en sağlam şeylerden biridir.

İyi tasdikler :)

1’e 1 Toplantı Soruları

Hard Thing About Hard Things kitabında konuştuğumuz 1’e 1 toplantıları bir yöneticinin en önemli faaliyetlerinden. Haftalık veya daha uzun aralıklarda bu toplantılar sayesinde beraber çalıştığınız insanların durumlarını öğrenebilir, sorunları ve fırsatları erkenden tespit edebilirsiniz. Peki bu toplantılarda ne sorulur?

Groove’un blogundan 1’e 1 toplantı hakkında sorulacak sorular ile ilgili Jasone Vanish’in sitesine bir link verilmiş. O sorulardan bazıları aşağıda.

Herkese bol bol güzel ve etkin 1’e 1 toplantılar dilerim.

Kısa Dönemli Hedefler İçin
 Proje nasıl gidiyor? Daha iyi yapmak için ne yapabiliriz?
– İşini yapmana engel olan bir şey var mı?
– Fırsatın olsa hangi başka projede çalışırdın?

Uzun Dönemli Hedefler için (kişinin dönüşmek istediği şeyler)
 3 veya 5 sene sonra ne yapmak istersin?
– Uzun dönemli hedeflerin nelerdir?
– Uzun dönemli hedeflerine yaklaştığını hissediyor musun? Neden?

Şirket ile alakalı olarak
– Önümüzdeki dönem şirket neyi yapmazsa çok büyük bir hata olur?
– Eğer sen CEO olsan, ilk neyi değiştirirdin?

Yönetici ile alakalı olarak
– Yönetici olarak işini kolaylaştırmak için ne yapabilirim?

Takımdakilerle alakalı olarak
– Takımda en zor kiminle çalışıyorsun? Niye?
– Takımda en kolay kimle çalışıyorsun? Niye?
– Takımda en önemli kişi kim? Niye?

Kitap Tanıtımı – Orbiting the Giant Hairball

Stanford’da kurumların yönetimi üzerine ders veren ve bu konuda en meşhur 2- 3 hocadan biri olan Bob Sutton‘ın her önderin okuması gerektiğini belirttiği 12 tane kitap var. Bu kitaplardan bir tanesi Orbiting the Giant Hairball. Kitabın yazarı Gordon Mackenzie tebrik ve dilek kartı tasarımı yapan Hallmark firmasında 30 sene çalışmış ve buradaki tecrübelerini paylaşıyor.

Kitabın sonlarına doğru Mackenzie kendisi ile olan bazı diyalogları aktarmış ve bunlardan bir tanesi ile kitabın tanıtımına başlamak uygun gözüküyor.

Birisi: “Bize söylediğiniz bu hikayeler.. Bunları başarabildiniz çünkü Hallmark’ta çalışıyordunuz. Başka bir şirket yaptığınız şeyleri kaldırmazdı”
Cevap: “Muhtemelen haklısınız. Ama ne ben ne de siz, ben başka bir firmada çalışmadan bunun cevabını bilemeyiz. Benim bazı çelik heykellerimi görseydiniz, bunları yapabildiğimi çünkü hammadde olarak çeliğe sahip olduğumu belirtecektiniz.  Ve haklı da olacaktınız. Mermerin böyle bir şeye dönüşmeyeceğini söyleyecektiniz.  Ve gene haklı olacaktınız.  Ama mermer ile çalışma şeklim çelik ile çalışma şeklimden farklı olacaktı. Onun için, eğer ben Hallmark’tan başka bir firmaya gitseydim, yaklaşımımı değiştirirdim ve elimdeki hammaddeye göre hareket ederdim. Niye parçası olduğunuz kurumu özel bir şey yaratacak bir hammadde olarak düşünmeyelim?”

Kitabın ilk bölümlerinde hairball yâni arap saçından bahsediliyor ve şöyle tanımlanıyor: üzerine sürekli bir kural (saç tanesi) eklenen ve daha çok kuralla arap saçına dönüşen bir yapı. Orbiting yani yörüngesinde dolaşmak ise böyle bir yapı olsa da onun yörüngesinde özgürce işler yapabilmeyi belirtiyor.

Kitabın en etkileyici bölümlerinden bir tanesi herhalde yazarın kendisine idealindeki kurum yapısı çizin dendiğinde ortaya çıkarttığı yapı. Önce şirketlerin çoğunda olan piramit yapısını çiziyor ve sonra da önerdiği erik ağacı yapısını. Bir kere diyor ki piramitler mezardır ve ama ağaçlar yaşar. Piramitlerde bölümler (yani bölünme olayı) olur ama ağaçlarda her şey bir bütündür yani beraberlik vardır. Piramitte alttakiler ezilir ama ağaçta üst yönetim gövdeyi oluşturarak destek verir. Hallmark’ın hala piramit yapısında kaldığını belirtiyor ama ziyan yok diyor, tarafı belli olsun!

Kitaptan bir başka çok etkileyici cümle şöyle: “Orville Wright’ın pilotluk ehliyeti yoktu”.

Bir başka önerisi ise Arap saçı bürokrasisini aşmak ile ilgili. Sizin önünüzde engel olarak duran bürokratlara kızmayın, onlara yardım edin ki sizin isteklerinizi kitaba uydursunlar.

Bu kitap dünyanın en iyi okullarındarından birisinin en meşhur hocalarından bir tanesi tarafından en iyi yönetim kitaplarından birisi olarak önerilmiş olmasına rağmen bazıları bu kitabı çok “yumuşak” bulabilir. Kitabın sonunda anlayana bunun cevabı var ve o da şu: “Eğer hayatınızın eserini çizmeden mezara giderseniz, o eser resmedilmeyecektir. Başka kimse bunu çizemez. Sadece siz çizebilirsiniz”

Herkesin güzel eserler çıkarması dileğiyle. Unutmayalım, muhtaç olduğumuz kuvvet damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

Bir Politikacanın Portresi- Joseph Fouché


Stefan Zweig’in Türkçemize Joseph Fouché – Bir Politikacının Portesi olarak çevrilen eseri 18 ve 19. yüzyılda yaşamış Fransa’nın en çalkantalı dönemindeki en kuvvetli insanlarından birisinin hikayesi. Zaten Zweig, Fouché’ye ilgi duymasının sebebinin Balzac’ın Fouché  ile ilgili olan şu sözleridir: “Napoléon’dan daha fazla güce sahipti’

Peki ismi çok bilinmeyen bu kişi kimdi? Napoléon kendisinin yıllarca Polis Bakanı olan Fouché ile ilgili düşüncesini sürgündeyken şöyle belirtmişti: “Tek bir gerçek hain tanıdım, Fouché”

Fouché olağanüstü şartlarda olağanüstü şekilde hayatta kalabilmiş, her zaman güç sahibi olmuş ve sadece kendi çıkarlarına sadık kalmıştır (ölmeden önceki son birkaç yılı hariç). Belirsiz durumlarda rengini belli etmemiş (ne sadakatini ne de ihanetini kanıtlamış) ve kimin güçlü olacağı belli olunca (çok çalışması, öngörüsü ve dev istihbarat ağı ile herkesten onca bunu farkedebilmiş) onun tarafına yönelmiştir.

20’li yaşlarında papazlık eğitimi almıştır ama asla papaz olmamıştır.

30’lu yaşlarında Fransız devriminde Kralın ölümü için oy vermiş (daha önce vermeyeceğini ima edip) ama asla en ön sıralarda yer almamıştır. Hep birilerini yönlendirmiştir. Zweig’in muhteşem tanımıyla Fouché’nin politikalarının bedelini hep başkaları kanlarıyla ödemiştir.

Gene aynı yaşlarında Marx’tan önce Komünist manifestoyu çıkarmış ve 10 sene önce bağlı olduğu kiliseyi terkedip azılı bir ateist olmuş.

Fransız Devrimi sonrası Cumhuriyetçiliğini kanıtlamak için Lyon’da katliam yapmış ama işler terse dönünce Lyon’daki ortağını satmış ve onun sürgüne gönderilmesine yol açmıştır.

Bir ara kızkardeşiyle nişanlı olduğu Devrim sonrası Cumhuriyet’in en güçlü ismi Robespierre’i ölüme gönderebilmiş.

40’lı yaşlarında yeni gücün para olduğunu anlayıp, her türlü komisyonu alıp zenginlerin işlerini bol bol görmüş ve Otranto Dükü olmuştur.

Meclisin etkisiz kalıp İmparatorluğun başlama zamanında Napolyon’un Polis Bakanı olmuş, Napolyon’un karısından para ve onu Napolyon’un ailesine karşı müdafaa etme sözüyle sürekli Napolyon hakkında bilgi toparlayabilmiş.  Napolyon ona güvenmemesine rağmen ona ihtiyacı olduğu için onu tutmak zorunda kalmıştır.

50’li yaşlarında Napolyon’un ikinci kez güce gelmesi sırasında gene Polis bakanı olmuş ve bu sefer de Napolyon’un yerine 17. Louis’in gelmesini (kardeşi 16. Louis’in ölmesi için oy kullanmıştı) kolaylaştırmıştır.

Ben yukarıdaki olayları yazarken bile nefesim daralıyor, Fouché ise bütün bunları büyük bir soğukkanlılıkla yapmış.  Tabii ki omurgasızlık takdir edilecek bir durum değildir yalnız Fouché olayları inanılmaz derecede iyi görebilecek bir yetiye ve çalışkanlığa sahiptir. Kararlarını da içgüdüleriyle değil, mantığı ile almaktadır. Bunlar ise az insanda gözükür.

Scratch

Yukarıda videosunu gördüğünüz ve websitesine gidip hemen deneyebileceğiniz Scratch’de amaç, kullanıcıların tüketmek yerine birşey üretmesi.  31 Temmuz 2016 tarihinde vefat eden ve bilgisayarlı çocuk eğitiminin öncülerinden Seymour Papert’ın dediği gibi, amaç çocuğun bilgisayarı programlaması, bilgisayarın bizi programlaması değil. Videoda gözüktüğü gibi bilgisayarı programlamaya başladığımız an, kendimize ait bir dünya oluşturabiliyoruz.

Scratch ilk baktığınız anda biraz sıkıcı gözükebilir. Çok muhteşem bir grafiğe sahip olmayabilir ama birazcık oynamaya başladığınız an üretme zevkini keşfetmeye başlıyorsunuz. Bu öyle bir zevk ki, tadılmadan anlaşılmaz.

Teknoloji bir yandan inanılmaz hızla hareket ederken, diğer yandan da birçok insan sadece tüketim ve paylaşım ile tatmin olma(ma)k durumunda kalıyor. Birçok insanın bir şey üretebilmesi için gerekli teknolojik araçlar çok karmaşık durumda. Yalnız bu teknolojinin değil, tasarımın hatasıdır. Seymour Papert bütün çocukların üretici olması için daha önce Logo programlama dilini geliştirdi, Scratch’de bu tasarımdan esinlenerek hayata geçirildi. Onun için herkesin kullanabileceği bir şeyler tasarlamak mümkün.

Papert’ın Mindstorms kitabı eğitim alanında en önemli eserlerden biri. Yakın zamanda o kitabın ayrıntılı tanıtımını yapmayı umuyorum.

Papert nurlar içinde yatsın.